Avrupa’daki Türk gıda sektörü bugün çok kritik bir dönüm noktasına gelmiş durumda.
Neredeyse herkes aynı şikayeti yapıyor:
“Ciro var ama kar yok.”
“Satış var ama verim yok.”
“Market dolu ama hareket az.”
Peki bunun en büyük sebeplerinden biri ne?
Çok net:
40 yıldır aynı marka, aynı ürün, aynı raf düzeni, aynı satış mantığı…
Bugün Avrupa’daki birçok Türk marketi ve toptancısı hala geçmiş dönemin ürün yapısıyla hareket ediyor.
Ama tüketici artık aynı tüketici değil.
Yeni nesil müşteri;
* daha fazla çeşit istiyor,
* farklı ülkelerin ürünlerini denemek istiyor,
* sağlıklı ürün arıyor,
* pratik tüketim istiyor,
* dünya mutfağına açık büyüyor,
* sadece “alıştığı markayı” değil, yeni deneyimi satın alıyor.
Fakat sektörün önemli bir kısmı hala aynı ürünlerle birbirinin müşterisini almaya çalışıyor.
Aynı markalar…
Aynı SKU’lar…
Aynı kampanyalar…
Aynı raflar…
Sonuç?
Toptancı da birbirini yiyor,
market de birbirini kırıyor.
Çünkü herkes aynı ürünü satıyor.
Aynı ürünü satan yerde ise rekabet kaliteyle değil fiyatla olur.
Fiyat savaşı başlayan yerde ise kar biter.
Bugün Avrupa’daki rakip yapılar bu boşluğu çok hızlı dolduruyor.
Özellikle:
* Asya marketleri,
* Balkan marketleri,
* Arap marketleri,
* uluslararası zincirler,
* “world food” konseptiyle çalışan yeni nesil marketler
Türk marketlerinin yıllardır değiştirmediği raflara yeni ürünler koyarak büyüyor.
Enerji içeceklerinden soslara,
dondurulmuş ürünlerden atıştırmalıklara,
fonksiyonel içeceklerden vegan ürünlere kadar birçok kategoride pazar payı artık el değiştiriyor.
Acı gerçek şu:
Bugün birçok Türk marketinde rakipler büyüyor çünkü değişim daha hızlı onlarda gerçekleşiyor.
Artık sektörün şunu kabul etmesi gerekiyor:
Sadece Türk markalarıyla büyüme dönemi tek başına yeterli değil.
Elbette Türk markaları sektörün temelidir.
Ama Avrupa’daki yeni tüketim sistemi artık çok kültürlü bir ürün yapısı istiyor.
Bu nedenle:
* farklı ülke markaları,
* yenilikçi ürünler,
* genç tüketiciye hitap eden kategoriler,
* premium ürünler,
* sağlıklı yaşam ürünleri,
* fonksiyonel gıdalar,
* uluslararası trend ürünler
Türk market sistemine daha güçlü şekilde girmek zorunda.
Aksi halde sektör kendi içinde küçülen bir rekabetin içine sıkışır.
Bugün yapılması gerekenlerden biri şudur:
Marketler ve toptancılar cesur şekilde ürün dönüşümüne gitmeli.
Belki rafların %40–50’si yeniden analiz edilmeli.
Çünkü mesele sadece ürün satmak değil;
müşterinin markete tekrar gelmesini sağlayacak yeni heyecanı oluşturabilmek.
Unutulmaması gereken en önemli konu ise şudur:
Değişmeyen raf yaşlanır.
Yaşlanan raf müşteri kaybeder.
Müşteri kaybeden sektör ise zamanla küçülür.
Avrupa değişiyor.
Tüketici değişiyor.
Perakende değişiyor.
Şimdi sektörün de değişme zamanı.
