Yurtdışındaki STK’larımızın önemi

von Aytürk
A+A-
Reset

Dünyamızda bir çok ülke böyle bir imkandan mahrumdur.

Avrupa Türkleri’nin efsanevi lideri Musa Serdar Çelebi III. Milli Kültür Şurası Yurtdışı Kültür Komisyonunda Yurtdışı STK’ların Yapı ve İşlevi’ne dikkat çeken bir konuşma yapmıştı. O konuşması daha aktüel. Serdar Çelebi başkana tekrar bu konferansını hatırlatarak tekrar değerlendirmesini istedim.

Gönül  ve dava insanı  Avrupa Türk İslam Kültür Dernekleri ATİB’in kuruçu genel başkanı Avrupa Türklüğünün Önderlerinden Musa Serdar Çelebi başkan ;”Ülkelerin bir başka ülkede kendi kültürünü tanıtım çalışmalarında, o ülkede yaşayan insanının varlığı son derece önemlidir.” Dedi be şöyle devam etti;

“Özellikle de Batılı ülkelerde bir STK olarak kendini gösterebilmişse paha biçilemez bir değer kazanır. Dünyamızda bir çok ülke böyle bir imkandan mahrumdur. Güçlü ülkeler bu mahrumiyeti,  kendi kültürlerini tanıtmak, bu yoldan her alanda ülke yararına  ilişkiler geliştişrmek için çok büyük harcamalarla çeşitli dernekler, vakıflar, enstitüler kurarak gidermeye çalışmışlardır; Goethe Enstitüsü, Cervantes Vakfı vs gibi.

Türkiye bu açıdan belki de dünyanın en şanslı ve en zengin ülkesi  sayılabilir. 

Bugün hemen hemen  her ülkede insanımız vardır. Özellikle 1960’lı yılların başında ekonomik sebeplerle zengin ülkelere doğru başlayan göç sonucunda tüm ülkelere yayılmışlar, tarihteki Batı’ya göçümüzü hatırlatan evrelerle Batı Avrupa, Amerika ve Avustralya’da kalıcı/yerleşik hayata geçmişlerdir. Bunun doğal sonucu olarak  buralarda binlerce STK mız ortaya çıkmıştır.

Yurtdışındaki STK’larımızın geçmiş yıllarda ideolojik sebeplerden dolayı  yan yana gelemediler. Ancak son yıllarda toplumun bütününü ilgilendiren konularda, arzu edilen çapta olmasa da, ortak tavır ve hareket, muhtelif işbirlikleri gerçekleşmekte; bunun daha da geliştirilmesi yönünde tüm kuruluşlarda bir arzu ve dilek gözlemlenmektedir.

Türkiye kökenli ve çoğu yaşadıkları ülkenin de vatandaşlığını elde etmiş olan insanımızn  kurdukları bu derneklerin yanısıra, Osmanlı bakiyesi Türklerin Avrupa‘da açtığı derneklerle, Türkistan ve Kafkaslardan göçen kardeşlerimizin Avrupa ve Amerika’daki dernekleri de  burada hatırlamak gerekir.

STK’ların Yapısı

Yurtdışındaki STK larımız,  bulundukları ülkelerin dernekler kanununa göre kurulmuş yapılardır. Bunların bir kısmı zaman içinde kamu yararına dernekler haline gelmişlerdir. Vakıf adını taşıyan bazı kuruluşlar da esasen dernek statüsündeki yapılardır. İlk yıllarda kurulan dernekler çoğunlukla Türk İşçileri Dayanışma Dernekleri adını aldılar . Daha sonra bünyelerinde cami, mescit bulunan Türk İslam Kültür Dernekleri kurulmaya başladı. Kalıcılığa karar verilen yıllardan sonra aile birleşimi ile birlikte veli dernekleri, öğrenci derneklerini, spor dereneklerini ve iş adamları dernekleri ortaya çıktı. Bunlar içersiinden siyasi  görüşleri birbirine yakın olanlar bir araya gelerek federasyonlar oluşturmakda geçikmediler.

STK’larımızın yapısı değerlendirilirken dikkate almamız gereken en önemli konu, bu kurumları oluşturan insanımızın eğitim ve öğrenim durumudur. Amerika istisna edilirse, söz konusu derneklerimizin çok büyük bir bölümünün kurucularının, göçüp yerleştikleri bu ülkelere „misafir işçi“ olarak gelmiş olan insanlar olduğu görülecektir. Yaşadıkları ülkelerin dillerini bilmeyen, öğrenim düzeyi en fazla ortaokul olan, kendi vatanında bile şehir görmemiş, şehirli olmamış, ama çalışkan, yürekli ve cömert insanlar. Batı’ya göçün 55. Yılında hala dernek yöneticilerinin çoğunun bu insanlardan oluştuğu hatırda tutulmalıdır. Burada, bu insanların yanısıra 12 Mart ve 12 Eylüldarbelerinden önce ve sonra yurtdışına giden okumuşların derneklerin çalışmalarındaki  oldukça önemli öğretici ve yönlendirici rolünü de kaydetmek gerekir.

Yurtdışındaki derneklerimizin kuruluşunda, çatı kuruluşlarının oluşumuda en etkili hususlardan biri, bu çalışmalara önderlik edenlerin siyasi görüşleridir. Bugünkü STK larımızın yapısına bakıldığında bu durum çok net olarak görülecektir. Uzun yıllar derneklerimizin işbirliğini olumsuz etkileyen bu husus, kuruluşlar arasında bir yarışa sebep olması ve bu yönüyle  toplumun örgütlenmesini hızlandırması gibi olumlu bir rol de oynadığı görülmektedir.

Yurtdışındaki STK’larımızın ekonomik yapısı da  özellikle STK’lar dan beklenen hizmetler açısından oldukça önemli bir konudur. Derneklerimizin tüm giderleri üye aidatlarından ,bağışlar ve  etkinliklerdeki satışlardan elde edilen paralarla karşılanmaktadır. Başlıca gider kalemeleri, kira yada satın alınan binanın aylık taksitleri,tamiratlar, elektirk, su, telefon, din görevlisi/öğretmen aylığı olarak sayılabilir. Günümüz şartlarında dernekler ancak bu giderlerini karşılayabilmekte, bunu yapabildiklerinde yönetimler kendilerini başarılı sayabilmektedirler. Sadece Almanya’daki 2200 civarindaki derneğimizin aylık toplam giderinin en az 10 milyon Avro olduğu dikkate alınırsa, insanımızın STK ları yaşatmak uğrundaki fedakarlıkları kısmen anlaşılabilir. Bu derneklerin büyük çoğunluğunun artık kendi mülklerinde oturduklarını ve birinci neslin bu konudaki destanlık özverisini burada şükranla kaydetmek gerekir.

SYK’ların İşlevi

Batı’daki ülkelerde Türk toplumunun meseleleri göçün ilk yıllarından çok farklı boyutlara ulaşmıştır. İlk yıllarda aile özlemi, vatan hasreti, helal et ve Türk yiyeceklerini bulamama gibi sorunlar varken 1980 li yıllardan sonra, çocukların eğitimi, anadil öğrenimi, uyum sorunları, yabancı düşmanlığı ayırımcılık, evleri ve camileri kundaklayan ırkçıların sonu gelmeyen saldırıları, vize uygulaması, nazi cinayetleri, islamafobia ve Türk düşmanlığı gibi mesellerle karşı karşıya kalınmıştır.

Bu sorunlar sebebiyle yurtdışındaki STK’ların işlevleri son zamanlarda çeşitli vesilelerle sık sık sorgulanmakta, kendilerinden beklenen rolü oynayamadıkları, görevlerini yerine getiremedikleri ima edilmektedir.

Tabii ki, her STK’nın tüzüğünde yer alan özel bir kuruluş amacı vardır ve yöenetimler bu amaca ulaşmak için çaba sarfederler.  Ancak başarılı olmak, dernek yönetimlerinde tecrübeli ve bu işlere zaman ayırabilecek insanların bulunmasına, aynı zamanda gerekli maddi şartlara sahip olmalarına bağlıdır. Yukarıda kısaca ortaya koyduğumuz  STK ları yapısı ile ilgili genel durum göz önüne alındığında bunun ne kadar güç olduğu görülecektir.

O halde bunca STK‘nın işlevsiz olduğu, bir fonksiyonlarının bulunmadığı söylenebilir mi?  Kanatimizce    yurtdışındaki STK’lar için böyle bir iddia ileri sürülemez. Çünkü ciddi hiçbir iş yapamamış olsalar bile kapılarının açık olması,  insanımızın oralarda toplanması, kendi dilini konuşan insanlarla bir araya gelmesi, salonda asılı Türk bayrağının altında oturması, bir bardak Türk çayı içmesi ve bir kaç dakika bile olsa kendi insanıyla dertleşmesi esasen  ifade edilmeyen en önemli işlevin gerçekleşmesi demektir.

Derneklerimiz bu haliyle yurtdışındaki toplumumuzun oksijen çadırları, rehabilitasyon merkezleridir. Türk Toplumu bu STK lar sayesinde, çok büyük kayıplara rağmen, kendini gelecek yıllara taşıyacak sayıda ve yetenekte insanını yatiştirmeyi başarmıştır. Türk Toplumu artık sadece fabrikalarda çalışan işçilerden ibaret değildir. Yaşadığı ülkenin en iyi üniversitelerinden mezun olmuş, her kesiminde rol alan, kendi değerlerine bağlı, içinde bulunduğu toplumla uyumlu genç ve dinamik bir nüfusa sahiptir.

Sonuç olarak

Bugünkü meselemiz, Türk toplumunun önündeki sorunları çözme kabiliyetine sahip bu gençleri STK’karda istihdam etmek ve ihtiyaçları olan imkanları önlerine  koyabilmektir. Bu bakımdan YTB, YEE ve TİKA’nın   STK lara yapacağı proje bazlı destekler son derece önemlidir. Özellikle kültürel projelere destek olacak yeni vakıfların kurulması elzemdir. Bunlar yapılabilirse, STK’larımız yaşadıkları ülkenin kendilerine tanıdığı hakları ve imkanları daha büyük ölçüde kullanabilir duruma gelecekler; yaşanılan ülkedeki  benzer kurumlarla  kalıcı işbirliği kurabileceklerdir.  Böylece, STK’larımız  konusunun uzmanı, profesyonel kadrolarla birer okul gibi çalışacak, hem anadilin öğrenilmesi ve konuşulan alanların genişletilmesi, örf ve adetllerin gelenek ve göreneklerin öğrenimi ile aile yapımızın güçlendirilmesi, din ve ahlak eğitiminin yaygınlaşması gibi hayati konularda,  hem de islamafobia ve giderek tüm Avrupa’da tırmanan ırkçı hareketlere karşı başarılı ve etkili çalışma yapabilecektir. En önemlisi de, Türkiye ile bulundukları ülke arasında başta kültürel ilişkiler olmak üzere her alanda köprü işlevini de yerine getirebileceklerdir.

Fotoğraf: Doğan Tufan

DİĞER HABERLER