Araştırma: Dr. Latif Çelik (Almanya IKG Enstitüsü Başkanı)
Sessiz, sakin ve iyi dinleyen bir kişiliğe sahip. Mavi gözleri ve sıcak gülümsemesiyle insanın kendisiyle sohbet etmek isteyeceği bir profil çiziyor. Onu hangi kelimelerle tarif ederseniz edin; samimiyeti, içten selamı ve daha ilk karşılaşmada insanda “Bu insanla gelecekte birlikte çalışılabilir” duygusunu uyandıran yaklaşımıyla dikkat çekiyor.
Essen’de ilk kez karşılaştığımızda sürekli not aldığını görünce, doğrusu bizi peş peşe sorularla bunaltacağını düşünmüştüm. Ancak toplantının sonunda yanımıza gelerek tanışması ve ardından karşısındaki insanı gerçekten samimi bir şekilde tanımaya çalışması, toplumumuzda çok sık rastlanmayan güzel bir davranış örneğiydi.
Mart ayındaki ilk merhabamızın ardından röportajımızı ancak haziran ayında gerçekleştirebildik. Gecikmeli de olsa, yaşadığımız topluma ve Türkiye’ye hayırlara vesile olmasını temenni ederek, en seçkin kelimeleri yan yana getirip bu röportajı gerçekleştirdik.

Avrupalılar „Modern Türk“ ve „Modern Müslüman“ kavramlarına örnek göstermek isteselerdi, muhtemelen Bülent Bilgi’yi işaret ederlerdi. Balıkesir kökenli ikinci kuşak Türklerden olan Bülent Bilgi, Almanya’nın en kalabalık ve aynı zamanda sosyal sorunların en yoğun yaşandığı şehirlerinden birinde dünyaya geldi. Hayata her zaman sıkı sıkıya tutundu; yaşamı boyunca zor zamanlarında destek olmadığı neredeyse hiçbir dostu ve arkadaşı kalmadı. Bugün kendisine „Allah razı olsun.“ diyen insanların sayısını tam olarak bilmiyor; ancak onların çok fazla olduğunun farkında.
(Fotoğraf: Özel Arşiv)
Baba Kazım Bilgi, 1973 yılında Almanya’ya geldi. “Taşı toprağı altın” dense de babanın geldiği yer kapkara kömürün içiydi. Trenler dolusu insanın ulaştığı Kuzey Ren-Vestfalya’nın Bottrop kenti, onun da yeni durağı olmuştu. “Bismillah” diyerek geldiğinin ertesi günü işe başlamıştı.
O yıllarda gelen insanların tek bir görevi vardı: çalışmak, çalış mak ve yine çalışmak. Çünkü kade rini görmeden kabullenen lerin ne soru sormaya hakkı vardı ne de buna ayıracak zamanı. Yerin metrelerce altına inen bu insanla rın değeri, saatler içinde çıkardıkları kömürle ölçülüyordu.
Baba Bilgi, iki yıl süren yalnızlıktan sonra ailesini de Almanya’ya getirdi. Hayat zordu; ama “Olsun, bu zorluğu birlikte yaşarız. Çocuklarımın gözlerine bakarak yorgunluğumu unuturum” diyordu kendi kendine.
Emel ve Sibel, ailenin iki küçük kızıydı. Babalarının yanına geldikleri için sevinmişlerdi; ancak buralarda konuşacak pek kimse yoktu. Ertesi yıl mavi gözlü bir bebek dünyaya geldi. En çok da kızlar sevindi. Adını Bülent koydular. İki yıl sonra dünyaya gelen bebeğe ise “adı kendiyle geldi” diyerek Levent adını verdiler. Beşinci çocuk Hanife ile Bilgi ailesinin evi daha da kalabalıklaştı.
Baba Bilgi, varını yoğunu çocuklarına harcadı. Onların iyi bir eğitim alması, onun hayatındaki en doğru hedeflerden biriydi. Anne çocuklara büyük bir özenle bakı-yor, baba ise işten geldiğinde çocuklarının kucağına atlamasıyla bütün yorgunluğunu unutuyordu.
Bülent üçüncü çocuktu; ancak babadan sonra evin en büyük erkek çocuğu sayılıyordu. Türk arkadaşlarına fazla zaman ayırdı ğı için bazen derslerini aksatsa da zeki bir çocuk olduğu hemen fark ediliyordu. Babasının kendileri için ne kadar ağır bir işte çalıştığını düşünmeye başladığında henüz 7. sınıftaydı.
O günleri iyi hatırlayan Bülent Bilgi, biraz durakladıktan sonra anlatmaya başlıyor: “Babama karşı evlat sorumluluğunu çok erken yaşta kavradım. Evimizde Türk-İslam kültürünü annem bize en ince ayrıntısına kadar anlatır, kendince bizi eğitirdi. O yıllarda annemden öğrendiklerimin değerini, bugün baba olunca çok daha iyi anlıyorum. Çünkü anne sıcaklığının, gülümsemesinin ve samimiyetinin tarifi yoktur; o ancak yaşanarak anlaşılır.
Babamın çok zor bir işte çalıştığını bana ilk anlatan annem oldu. Her istediğimiz oyuncağın neden alınamadığını annem bize anlatırdı. Biz de ya susar ya da o isteği başka bir bahara ertelerdik. Ablalarım daha sessizdi; ben ve Levent ise biraz daha haşarıydık. Biz erkek çocuklar biraz şımarıktık.”
Bu sözleriyle Almanya’daki ortalama Türk aile yapısının da samimi bir tarifini yapıyor. Ailesi onu hafta sonları camiye, fırsat oldukça Türkçe derslerine de gönderdi. Çünkü çocuklarının kültürel kodlarından kopmasını istemiyorlardı. Daha çok kendilerine yakın olan Diyanet camisine gitse de Milli Görüş ve Ülkücü çevrelerle de temasının olduğunu belirtiyor:
“Babam çok doğru yapmış. Biri bana 15 yaşında ‘Sen kimsin?’ diye sorsaydı, çok net bir kimlik tarifi yapabilirdim. 80’li yıllarda hemen her Türk ailesi siyasetin etkisi altındaydı. Ancak ben kendi kimliğimin yanında yavaş yavaş okul hayatından da etkileniyor dum. O yıllarda birçok Türk arkadaşım mesleğe bile ilgi göstermezken benim ve ablalarımın okuması gerekiyordu. Kültürel kodlarımda bir kırılma yaşamasam da Almanya’da verimli bir Türk olma yolunda ilerlemek istiyordum.”
Bülent, Almanca mektupları okuyan, bazılarına cevap yazan, zaman zaman bu emeğinin karşılığını da alan bir çocuktu.
Duisburg-Essen Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Fakültesi’ne başladığında artık yolunu çizdiğinin farkındaydı. Kendisi anlatıyor: “Küçük yaşta çalışmaya başladım. Babama gücünün üstünde maddi sorumluluk yüklemenin haksızlık olacağını düşündüm. Diğer kardeşlerimin de ihtiyaçları vardı. Bu yüzden gücümün yettiği işlerde çalışmaya başladım. 90’lı yıllarda 100 Mark kazanmak bana büyük bir para gibi geliyordu. Kendi kendime ‘Sık dişini Bülent, okulunu bitir; o zaman gör dünyayı’ diyordum. Annemin duası, babamın desteği ve benim gayretim yan yana geldikten sonra gerisi kolay olur sanıyordum. Elbette öyleydi; ama hayatın da zorlukları vardı. Fuarların gece bekçisi, mahallenin Bülent abisi olmuştum artık. O yılların samimiyeti bir başkaydı.”
Öğrencilik yıllarında kurdukları şirket sayesinde dönemin ünlü yatırımcısı Mario Ohoven ile tanışması, onun hayatında farklı kapılar açtı. O dönemi anlatırken şu cümleleri kuruyor: “Hayatı değişik pencerelerden görerek öğreneceksin. Mümkün olduğu kadar yaşayarak öğrenmek en önemli tarafıdır. Milyarlarca avroluk fonları ve yatırım hisselerini birkaç kelimeyle batırabilecek ya da değerini yükseltebilecek insanlarla yan yana oldum. Almanya’nın en ünlü ekonomi, siyaset ve magazin programlarını takip ettim. Dünya yıldızlarıyla aynı ortamlarda bulundum. Ama benim bir sorumluluğum vardı. Zihnim ile kalbim yan yana gidiyordu. Ben bir Müslüman Türk olarak bu piyasada ‘beni böyle bilsinler’ istiyordum.”
Uzun yıllar dostluk kurduğu Alman ekonomi, siyaset ve yatırım çevrelerinden öğrendiklerini bugün kendisine meslek olarak seçtiğini belirten Bülent Bilgi, şöyle devam ediyor: “Dünya meşakkatli, yol uzun, ömür kısadır. ‘Bu dünyadan bir Bülent Bilgi geçti’ denildiğinde insanlar seni hayırla yâd etmeli. Hayatı dolu dolu yaşadım. Kendimi bildim bileli de çok sayıda Alman dostum oldu. Ama beni her zaman bir Müslüman Türk olarak gördüler. Kimliğimi hiçbir zaman saklamadım. Olduğum gibi göründüm. Kimlik bunalımı yaşamadan, uyum ve entegrasyon arasında dengeli bir hayat tarzım oldu.”
Bu duruşuyla, kişilik ve kimlik meselesine yaklaşmakta zorlanan pek çok Türk gencine de yüksek bir dağın başından karşı vadiye bakan bir Uruz Derviş görüntüsü veriyor.
2002 yılında Türkiye’de Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Adalet ve Kalkınma Partisi, yurt dışındaki Türk beyinlerini ülke için kazanmak istiyordu. Amerika’dan Japonya’ya, İsviçre’den Almanya’ya kadar üniversiteli uzmanlarla görüşmeler yapıldı. Bu görüşmelerin sonunda Türkiye için projeler geliştirilmeye başlandı.
Bülent Bilgi o anları şöyle anlatıyor: “Ben inşaat mühendisliği okudum. İş piyasasına öğrencilik yıllarımda girdim. Ayrıca güvenlik mühendisliği alanında da ikinci üniversite mezunuyum. Bu benim işime yaradı ve piyasadaki ismim yükselmeye başladı. Mühendisler analitik düşünen insanlardır. O dönemde başbakanımızın karşısına dünyanın farklı yerlerinden gelen arkadaşlarla çıktım. Toplam 29 kişiydik ve her birimiz farklı meslek alanlarından geliyorduk. İlk tanışmamız dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile oldu. Nezaket ve saygı çizgisinde kala rak ‘evet’ dediğim de oldu, ‘hayır’ dediğim de. Pek çok kişinin ulaşamadığı Recep Tayyip Erdoğan karşımdaydı ve beni dinliyor du. Bu Allah’ın bir nimeti, herkese nasip olmayan bir şeydi. Beni çağırırlarken ‘Ülkene nasıl hizmet edebilirsin?’ sorusuyla karşılaşacağımı biliyordum. Öyle de oldu. Fikirlerimi kendisine ilettim. Kendi alanımda yapabileceğimin en iyisini mesleki danışmanlık olarak aktardım.”
Mesleki analizlerindeki haklılı ğı belki ilk yıllarda kendisine hak ettiği maddi karşılığı getirmedi; ancak vizyonu ve yaptığı işler sayesinde çok farklı çevrelerle ilişkiler kurdu. Amerika, İngiltere, Türkiye ve birçok ülkedeki mesleki bağlantıları giderek arttı.
Bu konuda yaptığı değerlendirme de oldukça dikkat çekici: “Her iş insana beklediği maddi kazancı vermeyebilir. İstediğin kadar profes yonel ol, eline geçen para az olabilir; gelir beklentinin altında kalabilir. Ama bunu ilerisi için kazanç hanesine çevirmek istiyorsan, kişisel gayretlerinle aranan insan olmaya bakacaksın. Dünyanın en önemli uluslararası holdingleriyle çalıştım. Benim proje ve yönlendirmelerimle 100 milyon avro tasarruf edenler oldu. Belki o an kazanamadım; ama bugün çok daha iyi bir yerdeyim.”
Sakin duruşunun arkasındaki güçlü gözlem yeteneğiyle karşımızda oturan Bülent Bilgi ile uluslararası siyaseti de konuştuk. Konuyu fazla dolaştırmadan Türk-Alman ilişkilerine getirdik. Türkiye’nin yeni dünya düzenindeki yerini sorduk. Hiç düşünmeden şu cevabı verdi: “Coğrafi olarak merkezi konumda bulunan Türkiye’nin kendi iç birliğini sağlaması, barışını koruyarak çevresine bakması bile bazılarını korkutuyor. Barış ile büyü meyi birlikte gerçekleştirebi len bir Türkiye, bugün enerji hatlarının çok önemli bir bölümünde söz sahibidir. Bakü-Ceyhan hattı artık bir barış hattı konumundadır. TANAP ve TürkAkım ile Kafkasya ve Rus enerjisinin de taşıma koridoruyuz. Çin-Londra ticaret rotasındaki en güvenli orta koridorun Türkiye’den geçmesi, bu ülkede yaşayan herkesin zenginleşmesi demektir. Basra Körfezi’n den İstanbul, Mersin ve Samsun’a ulaşacak hızlı ulaşım yolları Türkiye’ye kısa sürede milyarlar kazandıracaktır. Bunu herkesin anlama ması normaldir. Ama adım gibi biliyorum; Türkiye’nin katlanarak devam edecek bir büyüme dönemi yaklaşıyor.”
Bu kadar emin konuşmasının sebebini sorduğumuzda ise şu cevabı veriyor: “Dünyadaki olumsuzlukların tamamına yakını bize yakın bölgelerde yaşanıyor. Bir asır önce biz oralardaydık. Din ve ırk farkı gözetmeyen, başkalarının kafasına vurarak emperyalist bir büyümeyi aklından bile geçirmeyen bir ülke olarak Türkiye, kendi kabuklarını kırma yolunda ilerliyor. Kafkasya, Karadeniz ve Orta Doğu kısa süre önce bizi yakından tanıyan bölgelerdi. Niyeti düzgün olan, barışı hayal eden herkes Türkiye’nin büyümesinden korkmamalı. Türkiye 5 milyon mülteciye ev sahipliği yaptı. Bu kadar mültecinin beşte birini bile ne Arap ülkeleri ne de Batı kabul edebildi. Şimdi yeni bir Suriye var. Türkiye burayı işgal mi etti? Hayır. Ama şu oldu: Suriye insanının çok önemli bir bölümü Türkçeyi, Türkiye’yi ve iyi niyetli dostluğun ne olduğunu öğrendi. İşte Türkiye budur. Savaşarak liderliği elinde tutmaya çalışan ülkelere herkes lanet okurken, Çin sadece üreterek, satarak ve buna bağlı diplomasi geliştirerek büyüyor.”

Bülent Bilgi’nin TRT ekranlarında dile getirdiği değerlendirmeler, Türk-Alman ilişkilerine yönelik kamuoyu algısının şekillenmesinde etkili olmuş; iki ülke arasındaki diyalog ve iş birliği perspektiflerinin güçlenmesine yönelik tartışmalara katkı sunmuştur. (Fotoğraf: Özel Arşiv)
Almanya’da yaşayan Türk entelektüeller yalnızca Türkiye hakkında değil, Almanya hakkında da soru sorulmasını isterler. Biz de öyle yaptık. Yeni Almanya vizyonunu konuşmak istediğimizi fark eden Bilgi, bize fırsat bırakmadan söze başladı: “Ana akım partiler ülkeye bırakın büyümeyi, bir heyecan bile veremediler. 150 yıllık SPD yüzde 10’ların altına düşmüş durumda. CDU ise ortaya güçlü bir vizyon koyamıyor. Yeşiller ise bu dönemde federal hükümete girmemenin rahatlığı içinde görünüyor. Üç büyük partinin durumu bu. Geriye ne kalıyor? AfD. Gerçekten de isimleri gibi Almanya için alternatif konuma geldiler. Ülkenin birinci partisini daha ne kadar sistemin dışında tutabilirsiniz? Federal düzeyde olmasa bile eyaletlerde yönetmeye başladılar. Orada gösterecekleri başarılar, yarın Almanya genelinde de aranır ve istenir hale gelecektir. Zaten onlar da halkın ana akım partilere olan küskünlüğünü ve kızgınlığını kaybetmeden iktidarı hedefliyor lar. Dikkat ederseniz artık Almanya’yı yöneten partilerden çok AfD konuşuluyor. Ancak onlar da içlerindeki oranı çok az olan ırkçı odaklardan arınmalıdır. O zaman daha konuşulabilir hale geleceklerdir.”
Elbette Bülent Bilgi ile çok şey konuştuk. Size aktardıklarımız, uzun bir sohbetin yalnızca özet bölümleridir. Farklı zamanlarda farklı ülkelerdeki kurumlarla görüşen, medyada görüşleriyle yer alan bir Türk entelektüelinin hemen her konuda söyleyecek bir sözü vardır.
Türk-Alman ilişkileri konusundaki görüşleri de oldukça önemlidir: “Türklerde güçlü bir Alman ve Almanya sevgisi vardır. Bu sadece Almanya’daki Türkler için değil, bütün Türkler için geçerlidir. Al-manya, Türkiye için kaybedilemeyecek kadar önemli bir dosttur. Peki bunu Almanya ve Almanlar biliyor mu? Hayır. Bu bilgisizlik, Almanya’da Türklerin yeterince ciddiye alınmamasına yol açıyor, ama bu da değişecek. Almanya, üç asırlık dostunu; Nazilerden kaçtıklarında sığındıkları Türkiye’yi ve 60’lı yıllarda ülkenin imarı için gelen Türkleri daha yakından tanımaya çalışmalıdır. Dostluğun gelişmesi her iki taraf için de önemlidir.”
Bülent Bilgi, Almanya doğumlu bir Müslüman Türk. Tecrübesini gerçekten isteyene aktarıyor. Siyasetin önemli odaklarından teklifler alsa da “Şu an bunun zamanı değil” diyerek bu teklifleri geri çevirmiş biri.
Evli ve 16 yaşında bir çocuk babası olan Bülent Bilgi ile konuşmak kolay; ancak randevu alıp görüşmek oldukça zor. Çünkü çalıştığı şirketler ve dünyanın dört bir yanındaki holdingler, onu bir çözüm insanı ve proje direktörü olarak dinlemek, anlamak ve onun tecrübelerinden faydalanmak istiyor.
Almanya’da doğan bir Türk çocuğunun kendi değerlerinden kopmadan yazdığı bu başarı hikayesini sizlere aktarmaya çalıştık. Kendisi istemediği halde onu anlatmaya ikna ettik. Çünkü bu sessiz başarı örneğini herkesin tanımasını istedik.

Bülent Bilgi, uluslararası toplantılarda başta Müslüman Türkler olmak üzere Müslüman azınlıkları temsil eden platformlarda açıklamalar yaparak önemli konulara dikkat çekmiştir. (Fotoğraf: Özel Arşiv)
–— Almanya, Ankara-Berlin hattının taşıdığı stratejik önemin daha çok farkına varmalıdır. Zayıflayan NATO ve çok boyutlu krizlerle karşı karşıya bulunan AB, önümüzdeki dönemde tek başına aşmakta zorlanacağı pek çok güvenlik, enerji, göç ve bölgesel istikrar meselesini, Türkiye ile kuracağı güçlü ve sürdürülebilir stratejik ortaklık sayesinde daha etkin şekilde çözebileceğini bugünden görmesi gerekmektedir. —
–— Hayali olmayanın beklentisi de olmaz. Dört bir yanı denizlerle çevrili, güçlü güvenlik politikalarıyla bölgesinde güven veren ve uluslararası ittifaklarda söz sahibi olan Türkiye; artık ulaşılması güç bir hayal değil, tarihî birikimi, stratejik konumu ve kararlı duruşuyla yakın gelecekte hep birlikte gerçekleşmesini beklediğimiz güçlü bir vizyonun adıdır. —
