Kocagöl Group CEO’su Mehmet Kocagöl, Saksonya-Anhalt seçimlerinde AfD’nin tarihî bir başarı elde etmesinin yalnızca parti üzerinden değerlendirilemeyeceğini belirterek, sonucun mevcut siyasi sisteme ve federal hükûmete yönelik ciddi bir güven kaybını ortaya koyduğunu söyledi.
Almanya’nın Saksonya-Anhalt eyaletinde 6 Eylül 2026 tarihinde gerçekleştirilen eyalet meclisi seçimleri, ülkenin siyasi dengelerini sarsan sonuçlar ortaya çıkardı. AfD, oyların yüzde 43,8’ini alarak eyalette açık ara birinci parti oldu. Parti, 83 sandalyeli eyalet meclisinde 39 milletvekilliği kazanmasına rağmen tek başına hükûmet kurmak için gereken mutlak çoğunluğa ulaşamadı.
AfD’nin 2021 seçimlerinde aldığı yüzde 20,8’lik oy oranını iki kattan fazla artırması, Almanya genelinde geniş çaplı tartışmalara yol açtı. CDU’nun yüzde 17 seviyesine gerilediği seçimlerde katılım oranı ise yaklaşık yüzde 77 olarak gerçekleşti. Araştırmalara göre seçmenlerin yüzde 87’si federal hükûmetin çalışmalarından memnun olmadığını belirtti. Reuters
Seçim sonucu yalnızca Saksonya-Anhalt’taki siyasi dengeleri değil, Almanya’nın önümüzdeki dönemde izleyeceği genel siyasi çizgiyi de yakından ilgilendiriyor. AfD’nin oylarını bu ölçüde artırması, geleneksel partilerin seçmenlerle kurduğu ilişkinin ve mevcut politikaların yeniden değerlendirilmesi gerektiği yönündeki tartışmaları güçlendirdi. Özellikle ekonomik kalkınma, sosyal adalet, göç, güvenlik ve toplumdaki gelecek kaygısı, seçim sonrasında öne çıkan başlıca konular oldu.
Türkiye ile Almanya arasında yoğun ticari faaliyetler yürüten Kocagöl Group CEO’su Mehmet Kocagöl, seçim sonucunun yalnızca AfD’nin başarısı şeklinde okunmasının eksik olacağını söyledi.
Kocagöl, “Bugün sadece AfD’nin yükselişini konuşmak yeterli değildir. Asıl konuşmamız gereken, AfD’nin neden bu kadar yükseldiğidir. İnsanların geleneksel partilere, siyasetçilere ve siyasi sisteme duyduğu güven ciddi biçimde zedelenmiş durumda. Sandıktan çıkan sonuç, aynı zamanda uzun süredir biriken memnuniyetsizliğin ve siyasi tepkinin açık bir göstergesidir” dedi.
Ekonomik sıkıntıların, hayat pahalılığının, göç ve güvenlik alanındaki endişelerin seçmen davranışını doğrudan etkilediğini belirten Kocagöl, verilen sözlerin yerine getirilmemesinin ve insanların kendilerini siyasette yeterince temsil edilmemiş hissetmelerinin güven kaybını daha da derinleştirdiğini vurguladı.
Almanya’nın bir taraftan yüz binlerce nitelikli çalışana ihtiyaç duyduğunu, diğer taraftan göç karşıtı söylemlerin güç kazandığını ifade eden Kocagöl, bunun ülkenin ekonomik ihtiyaçlarıyla siyasi gelişmeleri arasında ciddi bir çelişki oluşturduğuna dikkat çekti.
Kocagöl, “Alman ekonomisi sanayi, sağlık, bakım, lojistik ve hizmet sektörlerinde nitelikli iş gücüne ihtiyaç duyuyor. Buna karşılık yabancılara ve göçmenlere yönelik olumsuz söylemlerin güçlenmesi, Almanya’nın uluslararası alandaki cazibesine de zarar verebilir. Siyasi kutuplaşma yalnızca toplumsal barışı değil, yatırımları, iş gücü piyasasını ve ekonomik istikrarı da olumsuz etkileyebilir” ifadelerini kullandı.
Seçim sonuçlarının yüzeysel değerlendirmelerle geçiştirilmemesi gerektiğini belirten Kocagöl, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu sorunları görmezden gelerek yalnızca ‘AfD yükseliyor’ demek, sonucu tartışmak fakat bu sonuca yol açan nedenleri dikkate almamak anlamına gelir. Elbette AfD’nin politikaları eleştirilmeli ve demokratik değerler kararlılıkla savunulmalıdır. Ancak AfD’ye oy veren insanların neden mevcut partilerden ve siyasetten uzaklaştığını anlamadan bu yükselişi durdurmak mümkün olmayacaktır.”
Demokratik partilerin seçmenlerin günlük sorunlarına daha güçlü biçimde yönelmesi gerektiğini kaydeden Kocagöl, siyasi aktörlerin toplumun farklı kesimleriyle yeniden güvene dayalı bir iletişim kurmasının önemine işaret etti. İnsanların yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanmasının güven kaybını artırdığını belirten Kocagöl, siyasetin vatandaşların kaygılarına zamanında ve somut çözümler üretmesi gerektiğini söyledi.
Kocagöl, “Siyaset artık kendisine ‘İnsanlar neden bize güvenmiyor?’ sorusunu sormalıdır. Demokrasi yalnızca sandık günü insanlardan oy istemek değildir. İnsanların neden öfkelendiğini, neden umudunu kaybettiğini ve neden başka siyasi adreslere yöneldiğini anlamak da demokrasinin sorumluluğudur” dedi.
Toplumun farklı kesimlerini birbirini suçlamaya yönelten bir siyasi dilin sorunları daha da büyüteceğini vurgulayan Kocagöl, demokratik partilerin gerçekçi, güvenilir ve kapsayıcı bir siyasi anlayış geliştirmesi gerektiğini belirtti.
Kocagöl değerlendirmesini, “Artık birbirimizi suçlamak yerine insanların kaygılarını dinleme, gerçek sorunlara gerçek çözümler üretme ve kaybedilen güveni yeniden kazanma zamanıdır. AfD’nin yükselişinden şikâyet etmek yerine, insanları AfD’ye yönelten nedenleri ortadan kaldıracak politikalar üretmeliyiz. Asıl mücadele yalnızca sandıkta değil, insanların güvenini yeniden kazanmakla başlar” sözleriyle tamamladı.

