21. yüzyılın ilk çeyreğini geride bırakırken Ortadoğu’da dengelerin derinden değişmeye başladığı görülmekte. Ortadoğu artık, klasik anlamda güç dengelerinin kurulduğu bir coğrafya olmaktan çıktı; adeta büyük güçlerin yeni olanak ve stratejilerini denediği dinamik bir bölgeye dönüştü. Bir zamanların tek kutuplu dünya düzeni, farklı yapıda bir oluşuma dönüşme yoluna girdi.
ABD’nin Asya-Pasifik’e yönelen stratejik ağırlığı nedeni ile Ortadoğu’daki geleneksel denge sisteminde ciddi bir boşluk oluşmaya başladı. Bu boşluğu yıllarca bekleyen yeni oyuncular da yavaş yavaş bölgeye yaklaşıp adımlarını içeri atıyorlar.
Bugünün Ortadoğu’sunda rekabet artık sadece tanklarla, savaş uçaklarıyla ya da doğrudan çatışmalarla değil daha farklı yeni etkenlerin etkisi altında yürütülmekte.
Rusya askeri gücüyle sahada kalıcı izler bırakmaya çalışırken, Çin ekonomik ağlar ve altyapı yatırımları üzerinden daha sessiz ama derin bir şekilde ilerliyor.
Bir zamanlar petrolün belirlediği güç dengeleri değişmeye ve veri güvenliği, lojistik ağlar ve teknolojik bağımlılıkların kontrolü üzerinden yeniden şekillenmeye başladı. Enerji hatlarının yerini veri akışları, boru hatlarının yerini dijital koridorlar aldı.
Hibrit savaş doktrinleri, artık devletlerin başvurduğu temel araçlardan biri hâline gelmiş durumda. Vekil güçler, siber saldırılar, ekonomik yaptırımlar ve bilgi savaşları, düşük maliyetle yüksek etki yaratmanın en etkili yolları olarak öne çıktı. Bu da savaşların artık sadece cephede değil, ekonomiden teknolojiye kadar her alanda sürdüğünü göstermekte.
Siyasi düzlemde ise daha farklı bir dönüşüm yaşanmakta. Uzun yıllar boyunca ideolojik kamplaşmaların hâkim olduğu Ortadoğu’da, artık daha faydalı ve çıkar odaklı ilişkiler ön plana çıkmış, “Düşmanlık” kavramının yerini “zorunlu iş birliği” almış ve Ortadoğu’nun yönetimi kontrollü kaos sisteminden, kontrollü iş birliği sistemine kaymış durumda.
Bugün kurulan bu yeni dengeler, yarın kolaylıkla değişebilecek bir yapıya sahip olduğundan ve sürekli rekabet içerdiğinden dolayı beklendiği gibi sürekli ve istikrarlı olamayacak. Bu nedenle de kalıcı güç, sadece askeri yetenek, silah gücü ve mali kapasiteye değil; ekonomik dayanıklılık ve süreklilik, teknolojik yetkinlik ve stratejik aklın birlikte kullanılmasına bağlı hâle gelmiş durumda.
Tam da bu noktada Türkiye’nin konumu dikkat çekici bir şekilde öne çıkıyor.
Türkiye, sadece bir geçiş ülkesi olmanın ötesine geçerek enerji, ticaret ve lojistik ağlarının kesişim noktasında stratejik bir merkez olma yoluna doğru gitmekte ve yerini de kalıcılaştırmakta. Türkiye bu stratejisi ile elini her gün biraz daha güçlendirmekte ve bölgesel değerini biraz daha arttırmakta.
Sonuç olarak Ortadoğu artık sadece bir coğrafya değil; küresel rekabetin en kritik sahnesi ve bu yeni dönemde güç, hızla değişen şartlara uyum sağlayabilenlerin elinde şekilleniyor. Bu sahnede yalnızca hamle yapanlar değil; oyunun kurallarını doğru okuyanlar başarılı olacak.
Bu yüzden Türkiye için önemli adımlardan bir tanesi de bölgesel olarak enerji, ticaret ve lojistik ağlarının kesişim noktası olmanın ötesine geçilerek, bu kazanımın bölgesel kalıcı stratejik bir güce dönüştürülmesi olacak.
Prof. Dr. (İnş. Müh.), Doç. Dr. (UA. İliş.) Ata ATUN
Akademisyen, Girne Amerikan Üniversitesi
KKTC Cumhuriyet Meclisi 1. Dönem Milletvekili
