Lübeck’te Türkiye’de Alman İzleri‘‘ konferansı

von Aytürk
A+A-
Reset

‘Türk,iye’de Alman İzleri‘‘ adlı  konferans, Lübeck Belediye sarayının görkemli Audienz salonunda Lübeck Valisi ve de TÜRGEM’in Şeref Üyesi Henning Schuman’ın himayelerinde  yoğun bir katılımla yapıldı . 

Sunuıculuğunu Alexander Woischaetzke-Jeske’nin yaptığı konferansın açılış ve selamlama konuşmasını Vali Henning Schumann yaptı. Schuman konuşmasında: ‚‘… Bu önemli bulduğumuz konferans için Lübeck sarayının  Audienz salonunu severek açtığını söyledi ve sözlerine devamla: ‚‘‘Toplulukların karşılıklı olarak kültürlerini tanıdıklarında, insanlar bir birleri ile daha iyi kaynaşır ve barış içinde yaşama arzusunda olurlar. Bizde Lübeck’te bunun ngerçekleşmesi için çalışıyor vre bu tür çalışmaşarı da severek destekliyoruz ‘diyererek sözlerini sürdürdü.

Lübeck Gemeinnützige Kurumu Müdürü ve hekim olan Prof. Dr. Karl-Friedrich Klotz
ile eski bir Psikopos Karl-Ludwig Kohlwage’de birer selamlama konuşması yaptılar.
Türkiye’den davet edilip gelen İNÖNÜ Vakfı 2. Başkanı ve de Türkiye Cumhuriyetinin
ilk Başbakanı ve de 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün torunu  Ayşe Gülsün
Bilgehan’ın katılımı ise, sadece TÜRGEM’in değil, Lübeck’in tarihine düşen bir not
oldu.
Ayşe Gülsün Bilgehan, dedesi İsmet İnönü’nün; ‚‘Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk
Başbakanı ve de 2. Cumhurbaşkanı olduğu dönemlerde Türkiye’nin Almanlar ile olan
ilişkilerini‘‘ anlattı.

TÜRGEM başkanı Remzi Uysal, konferansta ‚‘Lübeck’ten Kudüs’e Haçlı Seferi ile
Türkiye’ye Göç Eden Almanlar‘‘ konusunu ele aldı.

AYŞE GÜLSÜN BİLGEHAN, DEDESİ İSMET İNÖNÜ’DEN ANILARI AKTARDI

17 yaşına kadar dedesi İsmet İnönü’nün Penbe Köşk konutunda yaşayan Ayşe Gülsün
Bilgehan, dedesi İsmet İnönü’den birinci ağızdan dinlediği Türkiye Almanya ilişkileri ile ilgili,
şimdiye dek basında da paylaşılmamıış ilginç anılara değindi.
İlginç anılardan biri: ‘’ ….. İnönü daha savaşın başında Bronsart Paşa ile bir
konuşmasını hatırlıyor. Harp’ten sonra ne olacak sorusuna Alman komutan “
Türkiye’yi kazanacağız” diye fikrini belirtince İsmet bey ” fena halde çarpılmıştım ama
kendimi tuttum, ne şekilde olacak diye merak ettim” diye anlatıyor.
” Harpten sonra beraber çalışacağımızı düşünmüyorum“diyor.

Bronsart Paşa niyetlerini daha çok açığa vuran bir cevap veriyor: ” Anlıyorum,
düşünmüyorsunuz ama kaç kişisiniz?” Bu fikri devam ettirecek kaç kişisiniz?
İsmet beyin tarihi cevabı şöyle : “ Kafi derecede varız”

TÜRGEM BAŞKANI REMZİ UYSAL’DAN  TARİHSEL NOTLAR

Remzi Uysal konuşmasında, günlük basında yer almamış III. Haçlı Seferi ile Lübeck kentinin bir
bağlantısına da yer verdi: ‚‘‘1188 yılında Lübeck şehrine gelen Kutsal Roma ve Germen
İmparatoru I. Friedrich Barbarossa yeni bir Haçlı Seferi düzenlemek istediğinden şehrin
gemilerinin askerlerini Kudüs’e götürmesini talep eder. İmparator Büyük Barbarossa,
görüştüğü o günün Lübeck Senatosu veya Belediye Meçlisi, bazı önemli şartlar koydu ve
İmparator, Lübeck çevresindeki doğu, batı, kuzey ve güneyden şehre 15 kilometre
uzaklıktaki toprakları şehre bağlamalı ve buralara kimsenin yerleşmesine izin
verilmemeli‘‘ istekleri gerçekleşir ve Kutsal Roma German İmparatoru I. Friedrich
Barbarossa, 30 km çapında toprakları Lübeck klentine bağışlar…

.
‘’ …. 1189 yılında imparator, kara ordusuyla Kudüs’ü Selahattin Eyubi’den almak için yola
çıktı. Ve böylece 3 yıl sürecek (1189-1992) tarihteki III. HJaçlı Seferi de başlamış
oldu.Büyük Barbarossa’nın yönettiği ordu Konya’ya vardığında, Anadolu Selçuklu Sultanı II.
Kılıç Arslan ile barışçı bir anlaşma yaptılar.
Konya surları dışında kurulan pazarda, ordunun yiyecek ve hayvan ihtiyaçları temin edildi.
İlkbahar ve Yaz ayı başlangıcında Toroslar’daki kar ve buzların erimesinden dolayı çevre
nehirler aşırı su taşır. Akdeniz’e dökülen Göksu ırmağı da o aylarda aşırı su debisine sahip
olur. Aslında Göksü bir nehir değil, bir ırmaktır. Irmak, deli dolu akan su kütlesi demektir.
1190 yılının 10 Haziran günü de Toroslar’dan eriyen buz ve kar suları ile beslenmiş ve
Akdenize dökülen Göksü ırmağı büyük bir su kütlesine sahip olmalı idi. Bugünkü Silifke
şehrinin yakınlarındaki Ekşi köyünde, Göksu Irmağı’nda yaşanan trajik bir olayda
İmparator Büyük Barbarossa hayatını yitirmiş oldu. …. ‚‘‘
‚‘‘İmparator I. Frıedrich Barbarossa bu Göksü ırmağında boğuldu. Bu konuda tarihçiler
halen aynı fikre varmış değillerdir. Bazı tarihçiler, Haziran ayı sıcağından dolayı
Barbarossa’nın yıkanmak için suya girdiğini ve akıntıya kapılıp boğulduğunuı yazar. Bazı
tarihçiler ise; Barbarasa’nın ordusu ile sudan geçerken attan düşüp, akıntılı suda üzerindeki
ağır demir zırh ile hemen kalkamadığından böğulduğununu savunur. Ben de 2. Tezi savunan
tarihçilerin haklı olabileceğini düşünüyorum……‘ der Remzi Uysal.

….10 Haziran 1190 tarihinde Göksu ırmağında boğulan İmparator Barbarossa’nın iç
organları, havaların sıcak olması nedeni ile olay yerine yakın olup, bugün Silifke sınırlarında
kalan yerde, kemikleri ise Lübnan`ın Sur şehrine gömüldüğü yazılır.Bu büyük tradejik olay
nedeni ile orduda dağılma olur. Tarihçiler, Büyük Barbarossa’nın beraberinde getirdiği III.
Haçlı ordusunun Kudüs’e ulaşıp ulaşmadığı konusunda hâlâ kesin bilgiye ulaşamamıştır.
Ulaştı iseler de, Tarih kitapları, III.Haçl ordusunun Kudüs’ü alamadığını yazar.İmparator I.
Friedrich Barbarossa’nın böğulup hayatını haybettiği suyuın yakınlarına 1971 yılında
Almanya’nın Ankara Büyükelçisi, İmparatorun büyük bir heykelini ve de olayı anlatan bir
kitabe yaptırmıştır…’’

“ALMAN USULÜ” LAFININ TARİHÇESİ

Ayşe Gülsün Bilgehan, dedesi İsmet Paşa‘nın çephede Almanlar‘la ilgili ‚‘Alman usulü‘‘
denen bir anısını da şöyle anlatır: “..… Çok defa Liman Paşa’yla ( Otto Liman von Sanders) beraber teftiş ve tatbikat seyahatlerine katılırdık.

Bu seyahatler Alman subaylarıyla bizi özel hayatta da bir araya getirirdi. Özel yaşayış adetlerimiz arasında farklar olmakla beraber birbirimizin yemeklerine ve aile hayatına kolay alışıyorduk. Liman Paşa manevra akşamı maiyetine, Alman ve Türk subaylara daima ziyafetler verirdi. Her manevra akşamı hususi bir yerde süslü sofralarda yemekler yerdik. Sonra yaver bey her birimizin yemek masrafını bize bildirirdi” Demek bizde
Alman Usulü denen bu ödeme adeti buradan geliyormuş!…. ‚‘

TÜRGEM Başkanı Remzi Uysal, Tütkiye’ye Göç Eden Yahudi Kökenli Almanlar’ın Türkiye’nin
aydınlanmasına yaptıklatrı katkılara, bunların arasında bulunan şehir planlamacısı ve
mühendis olan Ernst Reuter’in II. Dünya Savaşından sonra Berlin’in Belediye Başkanı
olduğunu da anlatır ve de Scurla Raporu’na da değinir.
‘‘…. Hitler’in temsilcisi Dr. Herbert Schurla, Türkiye’ye gelerek, bu Alman bilim
insanlarını denetlemek ister ve de Türkiye’den Yahudi kökenli bilim insanlarını
Almanya’ya geri vermesini talep eder. Karşılığında her Yahudi kökenli bilim insanı için,
iki Alman bilim insanı teklif eder. Mustafa Kemal Atatürk bu teklifi şiddetle reddeder
ve de Dr. Schurla’nın görüşme teklifini de kabul etmez ve de ülkeyi terk etmesini ister. …..‘‘

Haber: Mehmet Atak

DİĞER HABERLER