İnebolu, Türkiye’de İstiklal Madalyası’na layık görülen tek ilçedir.

von Aytürk
A+A-
Reset

Adı büyük, Şanı büyük, Tarihi, Kültürü büyük,;koca yürekli, koca bilekli, güler yüzlü, misafirperver insanların, İstiklal Madalyalı çılgın Türkleri diyarı İnebolu.

İNEBOLU’NUN NÜFUSU 19 YILDA  %25 AZALMIŞ 

İnebolu’da göç sorunu, her yıl açıklanan nüfus verileriyle kendini gösterirken son 19 yılın nüfus değişim tablosu bu gerçeği tekrar hatırlattı.

İnebolu’da 2007 yılında 24.699 olan ilçe nüfusu 2025 yılında 19 bin 678’e düştü. İlçe nüfusu 19 yılda tam 5 bin 21 kişi azaldı. Bir başka deyişle İnebolu’nun nüfusu 19 yıl içinde yüzde 25 azalmış

İnebolu’nun şehir nüfusu yerinde sayarken 5 bin kişilik asıl nüfus kaybı köylerde yaşandı. 2007 yılında 15 bine yakın olan köy nüfusumuz 2025 yılında 9 bin 818’e geriledi.

Tarihi ilçe İnebolu

Kastamonu’nun sahil ilçesi İnebolu, antik çağlardan yakın tarihe kadar uzanan, özellikle de Millî Mücadele yıllarında üstlendiği stratejik rol ile Türkiye tarihinde çok önemli bir yere sahip olan kadim bir yerleşim yeridir.

İnebolu’nun tarihi, antik dönem kökenlerinden günümüze kadar şu ana başlıklarla özetlenebilir:

1. Antik Dönem ve İlk Kuruluş

İnebolu’nun ne zaman kurulduğu kesin olarak bilinmemekle birlikte, yaklaşık 2400 yıl önce Miletliler döneminde bir kıyı İonya kolonisi olarak bugünkü Boyranaltı mevkiinde kurulduğu tahmin edilmektedir. 

İnebolu Kaymakamlığı

3. Millî Mücadele (Kurtuluş Savaşı) ve İstiklal Madalyası

İnebolu, Türk tarihinin kırılma noktalarından biri olan Kurtuluş Savaşı’nda hayati bir lojistik merkez olmuştur. İstanbul’dan kaçırılan, Rusya’dan veya dışarıdan gemilerle gelen tüm silah, cephane ve mühimmat İnebolu Limanı’na getirilmiştir. 

İnebolu Kayıkçılarının Kahramanlığı: İnebolu’nun vatansever kayıkçıları, azgın Karadeniz dalgalarına ve düşman gemilerinin tehditlerine aldırmadan, açıkta demirleyen gemilerdeki silahları omuzlarında karaya taşımıştır. Karaya çıkarılan bu cephaneler; kadınlar, yaşlılar ve çocuklar tarafından kağnılarla İnebolu-Kastamonu-Ankara güzergâhı üzerinden cepheye ulaştırılmıştır. Bu hatta günümüzde İstiklal Yolu adı verilmektedir. 

„Gözüm Sakarya’da, Kulağım İnebolu’da“: Mustafa Kemal Atatürk, cephane sevkiyatının kritikliğini bu ünlü sözüyle vurgulamıştır. 

İstiklal Madalyası: TBMM, İnebolu halkının ve kayıkçılarının bu destansı kahramanlığını ödüllendirmek amacıyla, 11 Şubat 1924 tarihli kanunla ilçeye Beyaz Şeritli İstiklal Madalyası vermiştir. İnebolu, Türkiye’de İstiklal Madalyası’na layık görülen tek ilçedir. Cephane taşırken şehit düşen Şehit Şerife Bacı ve Hamamcı Kadı Salih Reis gibi isimler ilçenin bu dönemdeki simge kahramanlarıdır.

İNEBOLU HAMİDİYE CAMİİ

( KÜÇÜK CAMİ-İ )

Inebolu’da en eski tarihi camii; 1885 yılında yapılmış olan, Hamidiye Camisi’dir. (12.20 x 12.3 m.) duvarları moluz taşı, diğer bölümleri ise ahşaptır . Kapısının üzerinde on sıralı bir kitabesi vardır. Bu kitabenin ilk iki sırası kazınmış, geri kalan kısımlarında ise; caminin ll.Abdulhamit’in yardımlarıyla yapıldığı yazmaktadır.

Camikebir Mahallesi’nde yer alır. II. Abdülhamit’in yardımlarıyla 1884-1885 yıllarında inşa edilmiştir. Moloz taş duvarları ve ahşap bölümleriyle dikkat çeker. Orijinal taş minaresi ve ahşap minberi günümüze ulaşmıştır.

Çamlıça Köyü (Erkistos) Camii

İlçeye bağlı Çamlıça Köyü’nde bulunur. Yaklaşık 300 yıllık geçmişe sahip olan ve aslen kilise olarak inşa edilen bu yapı, 1970 yılında camiye dönüştürülmüştür.

İnebolu’daki bu camilerin konumu, ulaşım yolları veya bölgedeki diğer tarihi yapılar hakkında daha fazla bilgi ister misiniz?

Ölümsüzüm ben, dünyanın yaradılışından bu güne varım. İlk defa M.Ö. 2. yüzyılda insanların dikkatini çektim.

Önce Abonoteikhos koydular adımı. Deniz kıyısında olmam nedeniyle iyi bir liman ve ticaret merkezi oldum. Geliştim, güzelleştim. Bana sahip olmak için savaştı bir çok kavim.Bazen Miletliler, bazen İonlar, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular, Candaroğulları ve Osmanlılar gelip yerleştiler bağrıma. Bu arada birçok da ismim oldu benim. Abonotikos, Abonoteikhos, Abonoupolis, İneapolis, İneapoli, İonopolis, İnepoli ve en sonunda da İNEBOLU.

Çok sevdim bu ismi.Çünkü ismim, antik çağın gizemli kutsallığından, Türk Ulusunun destansı kahramanlığına uzanan bir süreci ifade eder.Zaten en çok da bu ismi koyan Türk’leri sevdim ben. O kadar sevdim ki, var oldukça ,onları hep bağrımda sıkı sıkı saracağım.

Evet, ben İnebolu’yum.

Bir yanım yeşil, bir yanım mavi. İçimde renklerin binlerce tonu. Ben kendimi anlatamıyorum ki, anlatabilsin başkaları beni.

En iyisi gelip yaşamak, solumak, koklamak beni. Ama beni yaşarken de bilmenizi isterim.

Liman kenti olmam nedeniyle tarihin her aşamasında yoğun bir ticaret merkezi oldum. Nice gemiler yanaştı bağrıma. Nice kervanlar geçti üzerimden. Deniz, bir yaşam biçimiydi,yaşamanın gayesi idi insanım için.

Tüm denizlerde ün yapmıştı yiğit denizcilerim.Tarihe geçmiş,kitaplara konu olmuştu “Çektirme” isimli gemilerim ve Denk kayıklarım

Hiç yalnız ve sessiz kalmadım. Çok sevinçler ve heyecanlar yaşadım bu sürede.

Ama bir başkaydı 17 Mayıs 1919 günü. bir Vapur yanaştı kıyılarıma. Adı Bandırma. İçinde mavi gözlü, sarışın bir dev. İzin verse azgın dalgalar, koşacak gelecekti sineme. Sarıp sarmalayacaktım onu, sevgi ile, saygı ile.

Ama olmadı. İzin vermedi hırçın Karadeniz’im.Duyar gibi oldum sesini derinden: “İnebolu! can yoldaşım, bekle beni geleceğim sana” der gibiydi.

Sonra Başkomutan oldu sarışın dev, zalim düşmanı üzerimizden atmak, kirli ayaklarını kırmak için. Yine sesi geldi uzaklardan kulağıma: 

“GÖZÜM SAKARYA’DA, KULAĞIM İNEBOLU’DA” diyordu. Ben duydum, insanım duydu, Aslan yürekli denizcilerim duydu.

Akın, akın geldi silah, cephane; sivil, asker; altın, benzin, at, at nalı; kılıç, kasatura, İstanbul’dan, Rusya’dan, yada kim bilir? nereden.

Duydu düşman,duyurdu içimdeki hain Rum. Yanaştı Panter ve Kılkış isimli canavar gemileri ile attı yüzlerce gülleyi, yaktı bağrımı,yıktı konağımı,yok etti canlarımı.

Sakladım dağlarımla,tepelerimle,evlerimle kutsal emanetleri, vermedim,vermedik ölüm pahasına.

Şerife Bacı olduk, Halime Çavuş, Rahime Kaptan, Hamamcı Salih Reis olduk, Zarbana’lı Şaban Reis olduk. Söyledik 41 Aslan Yürekli Denizci ile “Ey Gaziler” türküsünü.

Ey! Gaziler, Yine Yol Göründü Bize.

Çekin Kürekleri ki Dalgalar Gelsin Dize.

Heyamola Sesleri İle Yer Gök İnlesin.

İnebolu’dan, Dumlupınar’a Düşman Titresin. 

(Hüseyin Ercan AKKAN)

Taşıdık at ile, sırt ile, kağnı ile.

Kar demedik, Tipi demedik.

Yağmur demedik,çamur demedik.

Çocuk demedik, yaşlı demedik.

Erkek demedik, kadın demedik.

İnebolu’dan Sakarya’ya,Dumlupınar’a dek.

Aldı silahları Ata’m, döktü düşmanı denize. Çok mutluyduk, sevinçliydik.Bir kez daha göstermiştik tüm dünyaya bu Vatanın işgal edilemeyeceğini, Ay Yıldızın indirilemeyeceğini.

Sonra geldi büyük haber Ankara’dan .

Tarih 11 Şubat 1924. TBMM’nin 66 sayılı Kanun ile bana, İnebolu’luya, Denizcilerime; gösterdiğimiz yiğitlik, kahramanlık ve destan yazan mücadeleden dolayı BEYAZ ŞERİTLİ İSTİKLAL MADALYASI veriliyordu. Ne büyük bir mutluluktu bu Allah’ım. Ulusum adına, Bayrağım adına.

Ben, biz, hepimiz buna çok sevinirken, “Dur, yetmedi” dedi Büyük Atatürk. “Geliyorum sana müjdelerimle İnebolu.” 

İşte, 17 Mayıs 1919’da istemeden ayrıldığım Ata’ma yeniden kavuşuyordum. 25 Ağustos 1925 tarihinde geldi, olanca heybeti ile.

“Öteden beri, hizmetlerinizi takdir ederim” dedi, HEYAMOLA nidaları arasında.

Doya, doya gezdi sokaklarımda, Çekti tertemiz havamı ciğerlerinin en küçük zerreciğine dek. Özel ve leziz mahalli yemeklerimden tattı. 

Uzaktan seyretmek için güzelliklerimi,yakından görmek için denizcimin maharetlerini,bindi denk kayıklarına açıldı denizime.

Doğan Tufan 

Foto: Doğan Tufan

Foto: Doğan Tufan

DİĞER HABERLER