BKM Bausparkasse Mainz, entegrasyonu çok erken bir zamanda başarısının sabit bir unsuru haline getirmiş olup, bu konuda öncü rolünü üstlenmiştir!
50 yıl önce, Federal Almanya Cumhuriyeti'nde ekonomi mucizesi dolayısıyla ve çalışma sürelerinin kısalması nedeniyle iş gücü eksikliği hissedildiğinde, Alman ve Türk hükumetleri birlikte “İş Gücü Anlaşmasını” imzalamaya karar verdiler. Almanya ihtiyacı bildirirken, bu ihtiyacı Türkiye karşıladı.
Ancak o zamanki iş dünyasında Almanlarla Türkler arasındaki temaslar, yeni bir durum değildi. Tersine, bu temaslar “iyi ve eski bir geleneğe” dayanıyordu ki, bu gelenek daha önceden Alman İmparatorluğu ile Osmanlı İmparatorluğu'nu birbirleriyle ilişkilendirmişti. Örneğin 1852 yılında İstanbul'da o kadar çok Alman faaliyet gösteriyordu ki, orada bir Alman hastanesi kuruldu.
Türk işçilerin ve ailelerinin İş Gücü Anlaşması'nın sonrasındaki yıllarda Almanya'ya akın etmesi konusundaysa, BKM Bausparkasse Mainz yaklaşık 25 yıl önceden “entegrasyon” konusunda öncülük yaptı ve Almanya'daki değişen duruma hazırlandı.
Koşulsuz entegrasyon düşüncesinin -sadece müşteriler bakımından değil, aynı zamanda çalışanlar açısından da hayata geçirilmesi konusunda, Peter Ulrich, Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev aldı. Hâlâ da kuruluşun şekillendirilmesine belirleyici derecede katkıda bulunmuştur. Onun görüşü şudur: “Karşılıklı olarak birbirimizden faydalanıyoruz. İnsanlar doğal olarak etkileşim içerisindeler, bu durumdan şirket olarak bizde etkilenmekteyiz.”
Bunun boş bir laf olmadığını ve hayata geçirme uygulamalarının pratikte ne gibi özelliklere sahip olduğunu, Peter Ulrich şu şekilde açıklıyor: “Özellikle Türkçe konuşan, bunun yanı sıra İtalyanca ya da Portekizce konuşan müşteriler için kurulmuş olan dış hizmetlerimiz, seksenli yıllardan beri, geçmişlerinde göçmenlik öyküleri olan insanlara danışmanlık hizmetleri sunuyor. Hem de kendi dillerinde. Müşterilerle çalışanlar olarak karşı karşıya gelen göçmenler arasındaki bu “yaşanan” entegrasyon hem şans eşitliği sunuyor, hem de yabancı kökenli insanların mesleki ve sosyal olarak topluma dahil edilmesini destekliyor. Ayrıca Türk çalışanların, Türk müşteri çevrelerine kendi ülkelerinin dilinde ve âdetleriyle kültürlerini bilerek hitap etmelerini sağlamak, fazlasıyla mantıklı bir şeydir. Evet, biz Türk çalışanlarımızla gurur duyuyoruz. Ama Türk müşterilerimizle de tabii ki. Çoğu Türk kökenli olan 400'den fazla yabancı kökenli, iyi eğitilmiş çalışanıyla, şirketin yetkinliği gözler önüne serilmiş oluyor zaten.”
Mainz merkezli yapı tasarrufu sandığı bu şekilde başarılı olup, 2011 yılında da çağdaş finansman hizmetleri sunan bir şirket olarak, yapı tasarrufu, finansman, emeklilik, gayrimenkuller ve mevduat yatırımlardan oluşan geniş ürün yelpazesiyle başarıya giden yolda hızla ilerlerken, Yönetim Kurulu Başkanı Peter Ulrich, başarının üç formülü, “Yeni akımlara duyarlıyız. Strateji bulurken yaratıcıyız. Ve müşteri esaslı çözümlerin hayata geçirilmesi konusunda çok çalışıyoruz” şeklinde özetliyor.












