www.multifestival.de
AOK

Tahta Bavullar ile Basylayan Türklerin Bati Yolculugu 50 Yasinda

Drucken PDF

Trklerin_gelisi_Kopie

Isci Göçü Yarim Asir Önce Basladi


Sirkeci´den kalkan trenlerin Orta Avrupa´nin sanayi toplumuna yarim asir önce hediye ettigi Türk Iscileri 2011´de 4,5 milyonluk güç olarak ortaya çikti.


Sanatçisi, futbolcusu, isadami, siyasetçisi, ekonomisti, yazari, tarihçisi ve çok sayida entellektüeli olan Almanya Türkleri´nin son 50 yili ile ilgili yazili belge maalesef çok az.


Almanya bu insanlari ilk andan itibaren Ausländer = Yabaci (ilerleyen yillarda Gastarbeiter = misafir isçi) olarak gördügünden, bu toplumu ciddiye almadi ama Türkiye de  affedilmez hatalar yaparak bu topluma imami 11, ögretmeni 15 yil sonra gönderdi.


3 Kasim 1961 günü saat 15.00´de Sirkeci´den kalkan ilk trenin hedefi 3. günde Münih´e varmak idi. Yolcularinin nerde ise hepsi kravatli ve siyah takim elbiseli idi. Istasyonda yapilan törende duygu ve heyecan yüklü idi. Birakin Almanya´yi Istanbul´a ilk defa gelen insanlar ve sadece askere gidince köyünden kasabasindan çikan yagiz delikanlilar ekonomik göç için gurbete uzanan raylarin kapisi olan Sirkeci´ye gelmislerdi.

suleyman__Veysal_Akgul


Kolay degildi elbet, tarim ülkesinin issizlerinin hakkinda hiç bir sey bilmedikleri sanayi ülkesine is aramak üzere gitmeleri. Orada kendilerini neyin bekledigini ve sartlarin agirligi ile ilgili kimse de kendilerine bir sey söylememisti. Gittikleri diyarin Alamanya oldugu disinda hiç bir sey bilmeyerek binmislerdi kara trenlere. Islerin zorlugu kolayligi onlar için pek de önemli degildi. Anadolu´daki zor hayat sartlarini bir damla olsun hafifletmek ugruna adi sani duyulmadik ellere böyle basladi Türk Insaninin hüzün dolu yolculugu.


20. Asrin en büyük insani göçlerinden biri yasanirken göç alanlar da göç verenler de ciddi egilemediler konuya. Isin insani boyutu hiç düsünülmeyince sosyologlari da ilgilendirmedi yillarca Anadolu´dan Avrupa´ya dogru yönelen insani hareketlilik.


Bu göçe evet diyenler için anadan yardan ve çocuklardan ayrilmak kolay degildi ama baska da çare yoktu 60´li yillarin Türkiyesi´nde. Köyün kahve-sinde oturmak ile 2 dönüm tarladan 10 gülek bugday beklentisi arasinda sakli idi bir çogunun küçük Anadolu köylerindeki hayati.


Íehirden gelen bir gazeteden ya da aksam saat 7´de “Burasi Türkiye Radyolari“ diye baslayan ajanslardan ögrenmislerdi uzak diyarlarda is imkani oldugunu. Adami olanlar haberi erken alinca Is ve Isçi Bulma Kurumu´nun yolunu tuttular. Kaydoldular Almanya´ya. Köye gelen postaci bir mektup getirse tüm köylü kosardi Çukurova´nin, Konya´nin, Ege´nin ve Karadeniz´in köylerinde ve sorarlardi; “Kimin kagidi çikti Almanya´ya?“ diye. Is ve Isçi Bulma Kurumlari´nin su gün evraklarin ile gel demesi bile bir anda adi geçen sahsin köyde zengin sayilmasi için yeterdi.

Calisma_Kurumu


Almanya yolu görünen ailelerde sevinç ve hüzün birarada yasanirdi. Evin erkegi fakirligin belini kirdim diye sevinirken, her türlü yoksullugun kiskacindaki anne ailedeki tüm sorumlulugu üzerine almanin   korkusu ile ürkerdi. Hele bir de Almanya´ya gidenlerin geride kalanlari unuttuklari yakistirmalari yokmu, Anadolu kadininin içten içe kemiren kahrolasi vesvese duygulari. Bu hava üç asagi bes yukari Anadolu insaninin genel kanaat ve yasam ortalamasi idi.


Ankara ve Istanbul´daki kontrol merkezlerine gidenlerin heyacani ise tarif edilemeyecek derecede üst düzeyde idi. Ya bir de kaybederse, iste o zaman mahvoldu demekti ümitleri ile. Hepsinin aklindan geçerdi; sapasaglam olduklarini mutlaka ve yüksek sesle haykirarak söylemek. Tepeden tirnaga   kontrolden geçtiler, soyun de-yince soyundular sira ile, dislerine kadar bakildi. Üç disi eksik olan gelemezdi Almanya´ya. Bu muayenelere 20. Asrin insan pazariydi demek için pek düsünmeye gerek yok, gerçekten öyle idi.


Kontrolleri geçip Almanya´ya kapagi attiktan sonra 40 yil gurbette yasayan Samsun´lu Mehmet dün gibi hatirliyor; “Hiç unutmam, soguk bir Mart günü idi. Erzurum´lu Ali´ye disten takdilar. Çayi hep kirtlama içtik kahrolsun derdi zaten içeri girmeden. Korkusu da basina geldi ve Ali´ye eksik disten hayir dedi Alman yetkililer. Büktü boynunu ve çikti gitti disari kimse ile vedalasmadan. Aksam saat 5´te daire kapaninca Ali´yi kontrol eden Alman yetkili onu binanin dis tarafinda yerde çömelmis üzgün görünce illaki tercümani bekleyip sordu neden böyle aglamakli oldugunu. Ali oldugu gibi anlatti, “Ben buraya zaten komsularin verdigi borç para ile geldim, simdi nasil geri gideyim cebimde sadece 3 lira var“  deyince Alman yetkili Ali´ye yarin yine gelmesini söyledi. Bize anlatildigina göre Ali´nin samimiyetine ve imkansizligina inanip durumuna üzülen Alman doktor onun dosyasina -gidince 3 ay içerisinde dislerini yaptirmasi- kaydi ile diye bir not düsmüs. Kendisi Bremen´e gitti ve tabiki dislerini de yaptirdi. Ama yillarca “Dissiz Ali“ diye  anilmisti arkadas çevresinde.


Trene binenler geriye el salladi ama artik ne söylenirse onu yapmalari gerekli idi. Adana´li Cumali amca anlatiyor: “Kompartiman aslinda 8 kisilik idi ama herkes hemserisini yanina alinca 15 kisi filan var idik. Edirne oldugunu pencereden farkettik. kapiyi çalanlar bir Alman ve tercümani Türk vardi. Tercümanin anlattigina göre sert bakisli sarisin Alman yetklili, “Biraz sonra kominist Bulgaristan´a girecegiz. Tren durunca sakin ola kimse asagi inmesin. Bunlar kominist, kominislik ise bulasicidir. Mümkün ise pencereyi bile açmayin“ Olurmu olur dedik ve açmadik pencereyi.

Alman_doktor_kontrol


Ilk gelen kafileler yarim asiri devirdi Almanya´da. Dayanamayip ilk yillarda geri gidenler oldu. Dil bilmemek çok kötü, anlatamamak ölüm idi bazilari için. Hem ilk yillarda Almancanin öneminden bahseden, suralarda su kurslar var diyen de yok idi. Pekiyi ya isverenler hiç mi düsünmediler isçilerinin Almanca ögrenmelerinin önemini? Demekki gerek görmediler. Zaten Niko, Hristo ve Antonio´da band da bekliyorlardi. Ali ile Mustafa da geçti onlarin yanina ve bantlar dönmeye devam etti. 1965 yilinda sadece Ford Fabrikasinda 57 bin yabanci isçinin çalistigini ama bu insanlar için en basit bir Almanca kursunun büyük isletmelerde olmadigini söylemek bile o yillarin Almanyasi´nin zor sartlarini fazlasi ile göz önüne koyar.


Yarim asir insan ömründe nerde ise 4 nesildir. Dede, ogul, torun ve son yillarda torunun çocugu var artik kayitlarda. Hala uyumdan uyumsuzluktan bahsedilirken tarihe kaydi düsülen bu 4 nesil için Alman isadamlari ne kadar sorumluluk aldilar diye kimse sormuyor. Neden ögrenmedin diye herkes soruyor Türklere ama, onlar hala neden bize ögretmediniz diye sorma hakkina sahip degiller. Integrasyon kargasasinda sorular dogru sorulmayip cevaplar yanlis yerlerden baski yaparak istendigi için sonuç alinamiyor.


Almanlar da bos bulundu, gelenler bir kaç yil çalisirlar ve geri döner diye beklediler. Türkler bir traktör, bir de ev parasi için gelmislerdi buraya. Gel zaman git zaman bir 10 yil devrilince Almanya Türkleri milyon sinirina dayandi. Türkiye´nin bozuk ekonomisi ve giderek artan issizlige siyasi istikrarsizlik da eklenince Almanya gurbeti sürekli olarak cazibesini korudu. Ikinci dünya savasinin yiktigi soguk Alman sehirlerinin yalniz aksamlarinda sevdalarini, hüzünlerini ve sevinçlerini 15 günde bir gelen mektuplara aktardi bu insanlar.

valiz


Önce Ausländer = Yabancilar, sonra Fremdarbeiter = Yabanci isçiler, daha sonraki yillarda   Gastarbeiter = Misafir isçiler, Einwanderer = Göçenler biraz daha ileriki yillarda Migranten = Göçmenler oldular ama toplum onlari hala Mitbürger = Vatandaslar olarak kabul etmekte zorlaniyor.


Göç olgusunun tarihini yazmak çok zordur. Çünkü sürekli bir hareket ve degiskenlik ile devam eder bu süreç. Bir ülkeden baska bir ülkeye göç etmenin üzerinden elli yilin geçmis ise, elbette sosyal, siyasal, ekonomi ve saglik yönünden degisik sonuçlari vardir. Onlarca tiyatro yüzlerce film ve binlerce  kitaplara konu olacak yasanmis güzellikler çok yakinda yasayanlar ile yok olup gidecek. Birinci neslin 10 yil sonra sahayi terkedecigini düsünürsek, Almanya Türklerinin yasanmis serüvenlerini kayit altina alan kurumlarin önemi daha iyi anlasilir. Almanya´ya Türk isçi göçünün ne kadari hangi açilardan mercek altina alindi onu zaman gösterecek ama bu zor ve karmasik sürece gereken önemi Alman ve Türk bürokrasisi hiç bir zaman vermedi.


Türk isçilerinin gönderdigi dövizler Ankara için çok önemli idi. Isçi dövizleri uzun yillar bütçe açiklarini kapatan en önemli kalemlerden sayildi. 1970 yilinda Türkiye´nin yillik bütçesinin %23´ü isçi dövizleri beklentisi ile yapildigi göz önüne alindiginda Almanya´da çalisanlarin önemi hemen ortaya çikar. Ankara siyaseti kara trenler ile gurbete gidenleri issizler ordusunu eritmek ve delik bütçelere yama yapan kahramanlar olarak görürken, Alman siyaseti Türk isçilere Almanca ögretilmesi gerektigini ancak 30 yil sonra kavrayabildi. Her iki ülkenin yöneticileri de sayilari zaman içinde milyonlari bulan bu topluluga sadece yüzeysel bir siyasal ilgi gösterdiler.


Burada kalalim biraz. Bütçesinin beste birini isci dövizlerinden karsilamayi ümit eden Ankara si-yaseti Almanya´ya ilk imami Ramazan ayi için 1974 yilinda gönderecekti. Trenlere doldurulup endüstri ülkelerine dogru yola çikan yüzbinlerce Türk´ün ilk 10 yillik yasantisi hakkinda çok az sey biliyoruz maalesef. Ilk cenazeler nasil kaldirildi, bayram namazlari nasil kilindi bilemiyoruz ama, Anadolu´dan gelen 1 milyondan fazla insana adap, erkan, ahlak ve terbiye ve inanç dünyasi alanlarinda yol gösterecek hiç bir yetkilinin olmadigini görüyoruz. Almanya’ya ilk defa 24 Aralik 1979 tarihinde bir Müşavir ve bir de Ataşelik kadrosu tahsis edildiginde aradan tam 19 yil geçmisti.


Ögretmenleri hiç sormayin, onlar Almanya Türklerine merhaba dediginde yil 1975 idi, 14 yil sonra. Herhalde ögretmen sadece ço-cuklar için gerekli diye düsünülmüs olacakki, çocuk olmayan yerde ögretmene ne gerek denmis olsa gerek. Oysa bu ülkeye okuryazarligi bile olmadan gelen binlerce Türk iscisi de vardi. Ben 1980 yilinda geldim Almanya´ya. 2 hafta sonra ziyaret ettigimiz bir isçi “Heim” inda bir amca elimden tutarak ‘su mektuba bir bakarmisin? dedi. Ben Almanca kursuna yeni basladim, bir baskasina okutalim amca filan dediysem de, beni içeri çekti ve sen okumus adamsin bosver baskasini dedi Sivasli Ali amca. Ilginç, mektup Türkçe idi. Benden çok rica etti. Okuma yazmam yok, sakin kimseye söyleme dedi. Sonraki haftalarda Ali amcanin diger arkadaslarinin da mektuplarini okumaya basladim. Sir yoldasi olmustum artik. Eminim haniminin da okuma yazmasi yoktu silada. O´da baskasina yazdiriyordu. Hanim baskasina yazdiriyor, bey baskasina okutuyor. Bundan daha büyük bir insani sikinti olamaz arkadaslar bir toplumun sosyal geçmisinde.


Ama Türk Isçileri´nin dövizleri ile sadece yaz tatillerinde Türkiye´nin esnafi degil, 1975 yilina kadar Türkiye Cumhuriyeti´nin maliye bakanlari bile sevindiler. Isçi dövizlerinin bütçeye kabulü için parmak kaldiran milletvekillerinden bir teki Almanya´ya gidenlerin ögretmen ve imama da ihtiyaçlari olacagini düsünemediler o yillarda.


Göçenler degistiler, çünkü geldikleri yerden etkilendiler. Anadolu´dan getirdiklerinin çogu asindi. Bunun yerine yenilerini koyarak yasamaya devam ettiler. Bu degisimi sindiremeyenler büyük zorluklar ile karsilastilar Almanya´nin sanayi toplumunda. Bunalima düsenler ve intihar edenler eger medyada fazla yer almadiysa burada Türk insaninin ahlaki karakterinden gelen sabirtasi misalleri çok önemli rol oynadi. Eskiden daha kötü idi durumumuz buna sükür diyerek tevekkülü seçtiler. Aslinda yapacaklari fazla bir sey de yok idi.


Ne kadar kabullenmeyiz deseler de geldikleri yerde artik alisti Türklere; demekki Anadolu insani böyle imis diyen Almanlarin sayisida çogaldi zamanla. Ileriki yillarda açilan Türk marketlerinin müsterisinin önemli bir bölümünü olusturmaya basladi Almanlar. Türk damak tadini tanimislardi. Bu tanima giderek bu isçilerin geldigi ülkeyi de popüler yapmaya basladi Almanya´da. Her yil Türkiye´de tatil geçiren milyonlarca Alman da Türkiye ile ilgili ilk bilgileri komsusu ya da is arkadasi Türklerden aldi. Egitim düzeyi az da olsa, Almanca´yi tam konusamasa da, gurbetçi Türkler bu ülkedeki Türk lobiciligin de temelini atmislardi.


Lobi de ne, Türkiye´nin tüm milli meselelerinde ellerinde bayraklar ile ser güçlerin karsisina hep Almanya Türkü dikildi. Ayri ayri teskilatlara bölünmüs gibi görünseler de yeri geldiginde bayrak altina kosulmanin en güzel örnegini verdi Almanya Türkleri ülkelerinden uzaklarda.  Yarim asir ve 4 nesil geçmesine ragmen hepsinin evinde bayrak asildi, hepsinin gözü her aksam Türkiye´den gelecek iyi haberleri bekledi. Türkiye´nin iyi yönde ilerleyen göstergelerinden öyle mutlu oldular ki, Alman komsusuna ve arkadasina bile anlatmaya çalistilar. Çünkü gurbetin verdigi ezikligin disa vurulamayan psikozu ile yasadilar yillarca.


Zaman tünelinin bilimsel kaydi olan tarihin ve bahsettigi olaylar, ancak insan unsuru ile anlam kazanir. Almanya´nin yakin geçmisindeki 50 yillik zaman dilimi sadece isci Türklerin degil, Alman sehirlerinin, fabrikalarinin ve insanlarinin da yasanmis ama kayit altina alinmamis tarihidir.


Offenbach´a 50 yil önce Türkler geldi. Gelip de geri dönenler ile bu sayi 100 bini çoktan asti. Bu sehirde,  bu soguk endüstri sehrindeki kayitlarda Türklerin oturma ve çalisma izinleri en ince detayina kadar, aile birlesmesi vizeleri kili kirk yaracak sekilde ve çocuk paralari da defalarca mercek altina alinarak dosyalandi. Çünkü bu ülkenin sistemi eldeki bilgi ile hareket eden, defakto durumu göz önüne alan hatta isçi beklerken insanlar geldi diyerek sasirip, isçilerin de insan olmasini bir türlü kabullenemeyecek  kadar makinalasmis garip bir sanayi sistemidir.


Ama, Konya´li Nazmi ve Abdurrahman amcalarin samimi-yetinden, Erzurum´lu Kürt Osman´in çaliskanligindan, Bartin´li Ahmet Abinin dost canliligindan ve Sivas´li Nazife Teyze´nin nurlu yüzünden tek satir yoktur bu sehrin kayitlarinda.


1965 yilindan sonra karpuzu ilk defa Offenbach, Nürnberg ve Mannheim´da gördüklerini söyleyen Almanlar hala hayatta. Ve bu karpuzun Alman komsusuna nasil yendigini anlatan Türkler de su an emekliliginin 6 ayini Almanya, kalanini da Türkiye´de geçiriyor. Patlicani, yesil biberi ve birçok Akdeniz türü sebze ve meyveler ile 1960´li yillarda tanisan Almanlar, yeni misafirlerinden ögrendiklerini zamanla yasamlarinin bir parçasi olarak görmeye basladilar. Sadece mutfak mi, çaliskanligimiz, misafirperverligimiz ve dostlugmuzu da tanidi yerliler bu ülkede. Artik bu toplumun bir parçasi olduk. Adres tarif ederken bile kösedeki dönerciyi geçince saga dön diye konusuyor Almanlar farkinda olmadan artik.


Türk is göçünün 50. yilina her hangi bir anlam yüklemeyen mil-yonlarca Alman kendi ülkelerinin de yakin tarihini bilmiyorlar demektedir. Bilimsel tarih, ayrim yapmadan olup bitenleri kayit altina almak ise, Türkiye ve Almanya yakin gelecekte kaybolacak böyle bir hazineye beraber el atmalilar.


Anadolu’nun en ücra köselerinden kalkip rizik için yollara düsen mil-yonlarca insanin harekete geçmesine sebep olan anlasma ile ilgili maalesef sadece parafe edilen imza tarihi akillarda kalan. Isçi göçüne imza atanlarin geriye biraktiklari çok az sey var Türkiye´de. Almanya zaten bunlari ilk andan itibaren Yabanci = Ausländer olarak gördügü için pek de gerek duymadi bir kütük olusturmaya.


Iki tarafin siyasetinde oy verip baski grubu olusturamayinca politik oportunizm dislilerine dolgu malzemesi oldu Almanya Türkleri yarim asirlik zaman diliminde. Sayilari giderek artan Türk isçileri zaman içinde iki ülke arasinda rekabet platformu olmaya basladi. 1961 yilinda isçi anlasmasi için imzalari atanlar 50 yil sonra 3 milyondan fazla insanin Almanya´da Türkçe konusacagini herhalde hiç düsünmemislerdi.


Bu yil her yerde tören yapiliyor ve daha da yapilacak. Alman ve Türk siyasiler 50. yili kutlayacak. Basbakanlar ve Cumhurbaskanlari birbirine ve topluma karsi süslü kelimeler ile yaldizli sözler sarf edecek. Mikrofonlara Türklerin Almanya’nin son 50 yilda yasadigi  gelismesinde çok ama çok büyük katkilarinin oldugunu vurgulayip içtenlikle tesekkür edecekler. Pekiyi ertesi yil 51. yilda ne olacak. Yine integrasyon kelimelerinin altina odun oldugu kazan kaynatilarak seçimlerin ve iç politikanin samar oglani olmaya devam edecek Almanya Türkleri.


Bu göçü önemseyip, Avrupali Türkerin geleceginin teminati ve temeli olarak görenlerden bir ricada bulunayim; Gelecegimiz için birlikte dileyelim ve tarih bizden “Dua eden adsizlar“ diye bahsetsin. 2061 yilinda göçün 100. yilini Müslüman Türk olarak kutlayan nesiller olmasi dilegiyle…


Kaynaklar:

DOMID, Öztürk, Intertürk, Birlik Gazetesi, Neue Ekonomi ve Integrasyon gazeteleri arsivleri, Fadil Yeniay Arsivi.

Makaleler 3/72